-
başkurt sokak.
.
cihangirde bir ev.
dahası evin salonu,
salonda masalar, kitaplık, iki adet tekli koltuk hepsi bu.
iki beyaz masanın köşerinden tutturulmuş üç masa lambası,
masanın üzerinde iki ekran,
bir tombul su şişesi, metalden bir kahve kupası
bir paket lucky, bir paket kent.
üç adet zizek kitabı,
bir adet düzgünce katlanmış cosmo home poşeti,
sahi kim katlamış bu şeyi?
tekli koltuğun birinin üzerinde iki adet gitar, biri siyah biri meşe
siyah olanı daha küçük,
varmıdır bunun bir anlamı?
yerde bir postacı çantası.
Çantanın içinde üç kalem, bir defter, fotograf makinası ve ferit edgü kitabı,
sahi, edgü burada nasıl edecek ki devam’ı.
cihangirde, yöneticinin kafasından uydurduğu aidatları topladığı bir apartman,
dahası, o apartmanın ikinci katı.
.
-
x.
Nihat Genç’in en büyük sorunu saçları
bağla be adam şunları
konuşurken hep toparlamak falan,
kazıttırır izleyene kılları.
-
[Flash 9 is required to listen to audio.]
ikinci koladan sonrasını hatırlamayanlar için gelsin.
-
x.
Murat tabanlıoğlu AKM nin renovasyon projesi için bir kuruş para talep etmemiş, ve ardından eklemiş: Özel sektöre yapsam 1 milyon tl isterdim.
yüreğimdeki en nadide duygularla size sesleniyorum;
oha beyfendi.
-
x.
Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna.
Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
Sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
Piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. Kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.
İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
İnsaf et Anna! Gidelim buradan.
Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
Ölelim diyecektim az kalsın. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna.
Sarılalım diyecektim az kalsın. İçimden böyle şeyler de geçiyor işte. Sarılalım, dudakların…
Tamam, sustum.
Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. Şiir kalsın istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
Gözlerim biraz karanlık. İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen baş ağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
Bekleyişler Anna.
Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.
Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.
Sen adımını attığın andan itibaren Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.
Tanrı bizimle de konuşur belki.
T.Tufan
-
x.
.
Eskiden bir yazara ulaşmak istediğinde, yazılarını basan yayınevine, yazdığı dergiye, tanıyan eşe dosta ulaşmak gerekirdi. herşey gerçek ilişkiler üzerinden yürüyordu.
Oysa şimdi.
Sitesine giriyorsun, mail adresi falan var, hiç olmadı twitter-facebook
www’nun bize kattığı tek şey soyut ilişkiler yumağı.
.
Sahi telefonla ulaşabileceğiniz biriyle sosyal ağlardan yazışmak sizin hoşunuza gidiyormu?
-
Charles W. Cushman’ın gözünden 1965 İstanbul
* Cihangir - 17 mayıs 1965
* Danışman geçidi (Mustafa amca) - 14 mayıs 1965
-

.
Semih Kaplanoğlu’nun aktardığı bir Godard dersi:
Yıllar önce bir Amerikan şirketi Godard’a film yapma teklifi ile gidiyor.Godard kabul edip hazırlıklara başlıyor, filmin adı “Para”.
Diyor ki “Bir uzay aracıyla aya gideceğim, kapitalizmin kalbinin attığı önemli dünya borsalarına oyuncuları ve kameraları yerleşitirip canlı çekimler yapacağım, montajlayacağım, 1.5 saatlik bir film olacak. Tabii filmin bütçesi dehşet miktarda. “Maliyet fazla oluyor, uzaydan yapmak şart mı?” diyorlar.
Godard diyor ki: “Başka türlü olmaz, çünkü bütün derdim sizin sisteminize zarar vermek; ne kadar çok paranızı havaya savurursam o kadar iyi” -
peki ya ruhi bey, nasılsınız?
.
.
on sekiz on beş trenine yetiştim
geniş kadife koltuğa oturdum
puromu yaktım - iki kibrit harcadım -
akşam gazetelerinde pek bir şey yoktu
haydarpaşa’ya kadar bulmaca çözdüm
iskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı
bakışından tedirgin oldum
giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı
vapurla karaköy’e geçtim
tokatlı’ya uğradım
köprüden aldığım fransız dergilerini karıştırdım
kirazla bir kadeh rakı içtim
çıkarken boy aynasında kendime baktımoldukça yakışıklıydım ve ayakkabılarım
pantolonum ütülü
yelek cebimde ince altın bir zincir
sarı ve ince bıyıklarım
tam ruhi bey bıyığıydı
ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı
- zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı -
boynumda menekşe rengi bir papyon
hafifçe sarkık
dudağımda bitti bitecek bir sigara
kenarında dudağımın
dışarı çıktım.
tünele bindim, asmalımescit’teki viyana lokantasına geldim.
avusturyalı karı koca beni karşıladılar
ikisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni
karşıladılar
benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. beyaz ruslardandılar, gözleri
necef taşı gibi sert ve parlaktı
tezgahta bir leh yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla
çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı.
soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler
üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler
çıkarken bolca bahşiş bıraktım.
markiz’e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim
düzeltip arada bir bıyıklarımı
uçları hafifçe ıslak
bir ara pencere camında kendime baktım
baktım ki, ben ruhi bey
nasıl olan ruhi bey
daha nasılım….
hürmetle, Edip Cansever
-
x.
modernlik başa çıkılması gereken bir imtihandır