1. başkurt sokak.

    .

    cihangirde bir ev.

    dahası evin salonu,

    salonda masalar, kitaplık, iki adet tekli koltuk hepsi bu.

    iki beyaz masanın köşerinden tutturulmuş üç masa lambası,

    masanın üzerinde iki ekran,

    bir tombul su şişesi, metalden bir kahve kupası

    bir paket lucky, bir paket kent.

    üç adet zizek kitabı,

    bir adet düzgünce katlanmış cosmo home poşeti,

    sahi kim katlamış bu şeyi?

    tekli koltuğun birinin üzerinde iki adet gitar, biri siyah biri meşe

    siyah olanı daha küçük, 

    varmıdır bunun bir anlamı?

    yerde bir postacı çantası.

    Çantanın içinde üç kalem, bir defter, fotograf makinası ve ferit edgü kitabı,

    sahi, edgü burada nasıl edecek ki devam’ı.

    cihangirde, yöneticinin kafasından uydurduğu aidatları topladığı bir apartman,

    dahası, o apartmanın ikinci katı.

    .

    3 days ago  /  4 notes

  2. x.

    Nihat Genç’in en büyük sorunu saçları

    bağla be adam şunları

    konuşurken hep toparlamak falan,

    kazıttırır izleyene kılları.

    2 weeks ago  /  0 notes

  3. [Flash 9 is required to listen to audio.]

    ikinci koladan sonrasını hatırlamayanlar için gelsin.

    3 weeks ago  /  2 notes

  4. x.

    Murat tabanlıoğlu AKM nin renovasyon projesi için bir kuruş para talep etmemiş, ve ardından eklemiş: Özel sektöre yapsam 1 milyon tl isterdim.

    yüreğimdeki en nadide duygularla size sesleniyorum;

    oha beyfendi.

    1 month ago  /  3 notes

  5. x.


    Biz her şeye, esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna.

    Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.
    Sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli, çok bağırışlı, çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız, çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatta kaldık sırf bu yüzden.
    Piyasaların hınçla dolu iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. Kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum aslında.
    İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.
    İnsaf et Anna! Gidelim buradan.

    Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim.
    Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.
    Ölelim diyecektim az kalsın. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna.
    Sarılalım diyecektim az kalsın. İçimden böyle şeyler de geçiyor işte. Sarılalım, dudakların…
    Tamam, sustum.

    Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. Şiir kalsın istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak.
    Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.
    Gözlerim biraz karanlık. İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar, cipralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen baş ağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…
    Bekleyişler Anna.

    Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.

    Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.
    Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.
    Sen adımını attığın andan itibaren Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.

    Tanrı bizimle de konuşur belki

    .

    T.Tufan

    1 month ago  /  8 notes

  6. x.

    .

    Eskiden bir yazara ulaşmak istediğinde, yazılarını basan yayınevine, yazdığı dergiye, tanıyan eşe dosta ulaşmak gerekirdi. herşey gerçek ilişkiler üzerinden yürüyordu.

    Oysa şimdi.

    Sitesine giriyorsun, mail adresi falan var, hiç olmadı twitter-facebook

    www’nun bize kattığı tek şey soyut ilişkiler yumağı.

    .

    Sahi telefonla ulaşabileceğiniz biriyle sosyal ağlardan yazışmak sizin hoşunuza gidiyormu?

    1 month ago  /  4 notes

  7. Charles W. Cushman’ın gözünden 1965 İstanbul

    * Cihangir - 17 mayıs 1965

    * Danışman geçidi (Mustafa amca) - 14 mayıs 1965

    1 month ago  /  36 notes

  8. 
.
Semih Kaplanoğlu’nun aktardığı bir Godard dersi:Yıllar önce bir Amerikan şirketi Godard’a film yapma teklifi ile gidiyor. 
Godard kabul edip hazırlıklara başlıyor, filmin adı “Para”. 
Diyor ki “Bir uzay aracıyla aya gideceğim, kapitalizmin kalbinin attığı önemli dünya borsalarına oyuncuları ve kameraları yerleşitirip canlı çekimler yapacağım, montajlayacağım, 1.5 saatlik bir film olacak. Tabii filmin bütçesi dehşet miktarda. “Maliyet fazla oluyor, uzaydan yapmak şart mı?” diyorlar. Godard diyor ki: “Başka türlü olmaz, çünkü bütün derdim sizin sisteminize zarar vermek; ne kadar çok paranızı havaya savurursam o kadar iyi”

    .

    Semih Kaplanoğlu’nun aktardığı bir Godard dersi:

    Yıllar önce bir Amerikan şirketi Godard’a film yapma teklifi ile gidiyor. 

    Godard kabul edip hazırlıklara başlıyor, filmin adı “Para”. 

    Diyor ki “Bir uzay aracıyla aya gideceğim, kapitalizmin kalbinin attığı önemli dünya borsalarına oyuncuları ve kameraları yerleşitirip canlı çekimler yapacağım, montajlayacağım, 1.5 saatlik bir film olacak. Tabii filmin bütçesi dehşet miktarda. “Maliyet fazla oluyor, uzaydan yapmak şart mı?” diyorlar. 
    Godard diyor ki: “Başka türlü olmaz, çünkü bütün derdim sizin sisteminize zarar vermek; ne kadar çok paranızı havaya savurursam o kadar iyi”

    1 month ago  /  8 notes

  9. peki ya ruhi bey, nasılsınız?

    .

    .

    on sekiz on beş trenine yetiştim 

    geniş kadife koltuğa oturdum 
    puromu yaktım - iki kibrit harcadım - 
    akşam gazetelerinde pek bir şey yoktu 
    haydarpaşa’ya kadar bulmaca çözdüm 
    iskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı 
    bakışından tedirgin oldum 
    giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı 
    vapurla karaköy’e geçtim 
    tokatlı’ya uğradım 
    köprüden aldığım fransız dergilerini karıştırdım 
    kirazla bir kadeh rakı içtim 
    çıkarken boy aynasında kendime baktım 

    oldukça yakışıklıydım ve ayakkabılarım 
    pantolonum ütülü 
    yelek cebimde ince altın bir zincir 
    sarı ve ince bıyıklarım 
    tam ruhi bey bıyığıydı 
    ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı 
    - zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı - 
    boynumda menekşe rengi bir papyon 
    hafifçe sarkık 
    dudağımda bitti bitecek bir sigara 
    kenarında dudağımın 
    dışarı çıktım. 
    tünele bindim, asmalımescit’teki viyana lokantasına geldim. 
    avusturyalı karı koca beni karşıladılar 
    ikisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni 
    karşıladılar 
    benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. beyaz ruslardandılar, gözleri 
    necef taşı gibi sert ve parlaktı 
    tezgahta bir leh yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla 
    çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı. 
    soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler 
    üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler 
    çıkarken bolca bahşiş bıraktım. 
    markiz’e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim 
    düzeltip arada bir bıyıklarımı 
    uçları hafifçe ıslak 
    bir ara pencere camında kendime baktım 
    baktım ki, ben ruhi bey 
    nasıl olan ruhi bey 
    daha nasılım…

    .

    hürmetle, Edip Cansever

    2 months ago  /  6 notes

  10. x.

    modernlik başa çıkılması gereken bir imtihandır

    2 months ago  /  3 notes