1. peki ya ruhi bey, nasılsınız?

    .

    .

    on sekiz on beş trenine yetiştim 

    geniş kadife koltuğa oturdum 
    puromu yaktım - iki kibrit harcadım - 
    akşam gazetelerinde pek bir şey yoktu 
    haydarpaşa’ya kadar bulmaca çözdüm 
    iskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı 
    bakışından tedirgin oldum 
    giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı 
    vapurla karaköy’e geçtim 
    tokatlı’ya uğradım 
    köprüden aldığım fransız dergilerini karıştırdım 
    kirazla bir kadeh rakı içtim 
    çıkarken boy aynasında kendime baktım 

    oldukça yakışıklıydım ve ayakkabılarım 
    pantolonum ütülü 
    yelek cebimde ince altın bir zincir 
    sarı ve ince bıyıklarım 
    tam ruhi bey bıyığıydı 
    ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı 
    - zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı - 
    boynumda menekşe rengi bir papyon 
    hafifçe sarkık 
    dudağımda bitti bitecek bir sigara 
    kenarında dudağımın 
    dışarı çıktım. 
    tünele bindim, asmalımescit’teki viyana lokantasına geldim. 
    avusturyalı karı koca beni karşıladılar 
    ikisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni 
    karşıladılar 
    benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. beyaz ruslardandılar, gözleri 
    necef taşı gibi sert ve parlaktı 
    tezgahta bir leh yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla 
    çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı. 
    soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler 
    üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler 
    çıkarken bolca bahşiş bıraktım. 
    markiz’e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim 
    düzeltip arada bir bıyıklarımı 
    uçları hafifçe ıslak 
    bir ara pencere camında kendime baktım 
    baktım ki, ben ruhi bey 
    nasıl olan ruhi bey 
    daha nasılım…

    .

    hürmetle, Edip Cansever

    3 months ago  /  7 notes

    1. 25t posted this